Türkiye; yerli ve millî kadroları, kadim devlet aklı ve millet iradesiyle *“Terörsüz Türkiye Yüzyılı”*nın kapısını, Devlet–Millet el ele, ardına kadar açmıştır.
Siyasi istikrarını, Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan’ın kararlı liderliği ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Bahçeli’nin idealist bilgeliğiyle perçinleyen Türkiye; devletin bekası, milletin istiklali ve istikbali için tarihi bir adım atmıştır. İçeride kurumlar arası bütünleşmeyi tam anlamıyla sağlayan, dışarıda ise barışı, adaleti ve uluslararası hukukun üstünlüğünü esas alan Türkiye; etkisini ve gücünü her alanda artırarak bölgesinde ve dünyada sorun çözen, sözü dinlenen bir ülke hâline gelmiştir.
Dünyayı etkisi altına alan savaşlar, küresel afetler ve salgınların birçok ülke ekonomisini çökerttiği bir dönemde Türkiye; ayakta kalmayı başarmış, başta sağlık, eğitim, savunma ve konut yatırımları olmak üzere pek çok alanda ciddi mesafeler kat etmiştir.
Jeopolitik, jeostratejik ve küresel enerji koridorlarının merkezinde yer alan coğrafi konumunu; doğru, dengeli ve etkili bir siyasetle daha üst bir seviyeye taşıyan Türkiye; savunma, enerji ve gıda pazarlarının merkez üslerinden biri olma yolunda hızla ilerlemektedir.
“Mavi Vatan” meselesi ile Ukrayna ve Gazze işgallerine ilişkin muhalefetin akıl almaz savrulmalarına rağmen, Türkiye’yi yöneten siyasi irade; sahada da masada da insanı ve barışı önceleyen stratejik kazanımlar elde etmiştir.
Küresel afetler, salgınlar ve çevremizde devam eden işgal ve savaşların yol açtığı ekonomik olumsuzluklara karşı alınan tedbirlerle bu sürecin başarıyla yönetildiği, uluslararası alandaki otoriteler tarafından da açıkça ifade edilmektedir.
Savunma ve enerji harcamalarının uzun yıllardır bütçemizin en önemli kalemleri olduğu gerçeğinden hareketle, yerli savunma sanayii ve enerji temininde kat edilen mesafe; ülkemizin geleceği adına büyük fırsatlar doğurmaktadır.
Bugün her alanda attığı adımlarla dünyanın dikkatini çeken Türkiye; neo-Osmanlıcılık, otoriterlik ve yayılmacılık gibi haksız suçlamalarla karşı karşıya kalsa da, aklıselim yöneticilere sahip ülkelerin tamamı Türkiye ile dost kalabilmenin yollarını aramaktadır.
Birçok Avrupa Birliği ülkesi, Türkiye’yi ötelemenin yanlışlığını açıkça dile getirmekte, ABD’nin bazı kurumları PKK/SDG, DEAŞ, Yunanistan ve Siyonizmin kartları üzerinden baskı politikaları yürütse de,seçilmiş başkanı açıkça
‘güçlü bir ülke’ olduğumuzu belirtmekte, Rusya, küresel dengenin merkezinde Türkiye’yi stratejik bir aktör olarak görmekte, Çin ise Türkiye ile stratejik ortaklık geliştirmek için çözüm arayışlarını sürdürmektedir.
Türkiye; bugün bölgesel ve küresel sorunları, Büyük ATATÜRK’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesi doğrultusunda; realist bir akıl, TÜRK SAMİMİYETİ ve “kazan–kazan” anlayışıyla çözen, güvenilir bir ülke konumundadır.
Öte yandan Türk Devletleri Teşkilatı’nın her geçen gün daha da kurumsallaşarak kendi kaynaklarını ve fonlarını birlikte yönetme iradesi göstermesi; İpek Yolu’nun yeniden canlandırılması ve enerjide atılan stratejik adımlar, bölgenin ve dünyanın refahı ile barışına önemli katkılar sunacağı açıktır.
Yaklaşık 300 milyonluk stratejik bir coğrafyanın ortak bir irade etrafında toplanması; hasta dünya düzenine deva olacak, bu yeni dünya sisteminde ANKARA; dünyanın vicdanı, barışın ve adaletin terazisi, mazlum milletlerin yeniden dirilişinin müjdecisi ve teminatı olarak aranan başkent olacaktır.
“TERÖRSÜZ TÜRKİYE YÜZYILI”; ülkemizde, bölgemizde ve dünyada kalıcı barışın ve esenliğin tesisini mutlaka gerçekleştirecek; Allah’ın izniyle buna dahili ve harici bedhahların hiçbiri engel olamayacaktır.